İlklerin Turu/Bülendşehr-Garhmukteshwar

İlk günün aksine bugün daha hazırlıklı olduğum için erkenden uyandım ve doğruca bir kaç çantamı alıp bisikletimin yanına koştum. İki günde bisikletimin her yerini örümcek ağları bağlamış ve kirlenmişti. Biraz mutsuz olmuştum doğrusu. İstanbul’dan aldığım bisiklet örtüsünü örtmemin gerekliliğini anladım bu sayede. Bundan sonra ne olursa olsun özellikle en az iki gün kalacağım bir yerde mutlaka bisikletimi örteceğim. Odamda kalan diğer çantalarımı da aldıktan sonra odada kalan diğer çantalarımıda aldım ve bisikletime yükledim. Yola çıkmadan önce hatır olsun diye otelin önünde yüklü bisikletimle bir kaç fotoğraf çektim.

baş belası motel..

Bugün navigasyon konusunda değişikliğe gitmeye karar verdim. Yine Maps me uygulamasında yol tarifi alacak fakat bisiklet seçeceği yerine otomobil seçeceğini seçip yoluma öyle devam etmeye karar verdim. Üstelik yolum bu kez düz olduğu için sürüş sırasında cep telefonumu kullanmadım. Bir gün önce ki ağrılarım nedeniyle bugün daha kontrollü gitmeye karar verdim.

Bulunduğum yol aslında iki şeritli bir yoldu. Fakat yol çalışması nedeniyle şeridin birisi kapatılmış ve yol tek şeride düşürülmüş. Bu yüzden trafik yine sıkıntıydı. Ancak yolda bolca bisikletli gördüm. Kimisi çalışmaya gidiyor, kimisi okula gidiyordu. Kardeşini okula götüren bile vardı. Gittiğim yön bounca etraf daha bir yeşilleniyordu. Uzun zamandan sonra ilk defa bu kadar yeşil bir Hindistan görmek beni mutlu etti. Hem yol trafiğe rağmen keyifli geçiyordu hem de otel bulamazsam bile çadır kurabileceğim bir yer mutlaka olacaktır diye seviniyordum. On kilometre gittikten sonra sözümü tutup dinlenmek için mola verdim. Bir ağaç kütüğün üstüne oturup dün akşam pazardan aldığım hurmalardan atıştırdım ve üstüne su içip yoluma devam ettim. Bir süre gittikten sonra inşaat halinde ki yolun üstünde giden motorlular görünce ben de gidonumu o yola kırdım. Ve trafiğin olmadığı yolda tehlikesiz bir şekilde çok güzel ilerledim. İlerleyen saatle birlikte trafikte ki araç sayısı da artıyordu. Hatta bir ara bisikletten inip boş yolda fotoğraf denelemeri yaptım. Gerçekten eğleniyordum.

yolda yaşlanıyorum
fotoğraf denemeleri

Yaklaşık yirmi kilometre daha ilerledikten sonra bir ağacın gölgesinde dinlenmeye karar verdim. Acıkmıştım ve ısınan havayla birlikte gücüm azalıyordu. Yemek için bir şeyle bulana kadar biraz dinlenmem iyi olacaktı. Ben sırtımı ağaca dayamış otururken yanıma motorsiklete binmiş on dört on beş yaşlarında bir çocuk geldi. Hintçe bir şeyler sordu fakat haliyle anlamadım. Ancak ne sorabilir ki başka diye düşünüp Türkiye’den gelip Nepale gittiğimi söyledim. Sonra ingilizce başka bir şeyler daha söylemeye başladı. Yüz ifadesinden şaşırmış olduğunu ve bana yardımcı olmak istediğini anladım. Bana sanki burada oturmak yerine ilerde ki Hapur şehrine gitmemi söylediğini anladım. Ben de zaten oraya ulaşmaya çalıştığımı söyleyince sadece dört kilometre kaldığını ve orada kafeler bulabileceğimi söyledi. Ben de biraz dinlenmek istediğimi ve daha sonra yola çıkacağımı söyleyince iyi yolculuklar dileyip yanımdan ayrıldı. Tek başıma kaldıktan sonra etrafta kimseler yokken tripodu mu kurup çekim yapmaya karar verdim. Çantamdan tripodu mu hızlıca çıkarıp kurdum ve fotoğraf makinemle on saniyelik zaman ayarıyla birlikte kendimin güzel bir kaç fotoğrafını çektim. Fotoğraf çekmek benim için tek başıma kaldığım zamanlarda eğlenmenin bir yoluydu.

fotoğraf denemeleri

Bu tur aynı zamanda benim için ilklerin yaşandığı bir tur oldu. İlk defa yakıt tankıma bir benzin istasyonundan benzin aldım. İlk defa tripodumu kurup fotoğraf çektim. Gerçekten her şey yolunda olduğu için mutluydum. Hapur şehrine ulaştığımda aklıma ilk gelen şey bir market bulup paket paket makarna almak ve daha sonra sessiz bir park bulup burada öğle yemeğimi pişirmekti. Bir süre sonra market bulup makarna aldıysam da bir türlü sessiz bir park bulamadım. Tek seçeceğim şehir dışına doğru sürüp orada bir gölgede yemeğimi yapmaktı. Ancak çok yorulduğum için ve hava da gittikçe ısındığı için bir restoran bulup yemeğimi burada yemekten başka bir çaremin aklandığını anladım. Daha önce önünden geçerken gördüğüm restorana doğru sürdüm bu kez. Bisikletimi park alanına bıraktıktan sonra restorana geçip bir güzel karnımı doyurdum. Böylelikle hem dinlenmiş oldum hem de karnımı doyurmuş oldum. Üstüne de bir bardak kahve içtikten sonra restorandan ayrıldım. Girişte ki pasaja girip bir de power bank aldım. Çünkü yolda şarjım bitiyordu ve ben telefonsuz kalmak istemiyordum. Yanımda en azından bir power bank bulundurmaya karar verdim. Yanım da çok güzel bir solar bak olmasına rağmen telefonumla uyumlu olmadığından bunu kullananmıyordum.

Bugün ilk güne göre çok daha kolay ve keyifli geçiyordu. Yemekten sonra yola çıktığımda saat akşam üstü üçtü. Yine trafiğin içinden yol alarak ilerledim. Amacım haritada tespit ettiğim Skylark isimli otele ulaşmaktı. Haritanın gösterdiğine göre bir kırk kilometrem daha vardı. Otele kadar yine keyifle sürdüm bisikletimi. Bir ara dinlenmek için gözüme kestidiğim ağaç gölgesinde durmaya karar verdim. Ağacın altında iki karyola vardı. Ve karyolalar tapınağa benzer bir yapının önünde duruyordu. Ben karyolaya doğru yöneldiğimde içerden benim geldiğimi gören bir adam beni çeriye davet etti. Adam sakallı, kafasında beyaz takke taşıyordu. Adam müslümandı ve burası da bir camiydi. O kadar tapınak arasında bir camiye denk gelmem şaşırtıcıydı doğrusu. Bana cami mi tapınak mi diye sorsalar açık söyleyim ben tapınağı tercih ederdim. Beni caminin avludan davet eden adam bir bardak soğuk su verdi. Ve ileride sandalyede oturanları gösterip onların yanına gitmemi söyledi. Ben de öyle yaptım ve boş sandalyeye oturup diğer insanların ikram ettiği hurmalardan yedim. Hurmalar güzeldi gerçekten. Biz sohbete devam ederken içerden çıkan çocuklardan bir tanesi koşarak mutfağa gitti ve elinde bir termos çayla geri ve çay bardaklarıyla geri geldi. İki bardak da çayımı içtikten sonra izin isteyip yanlarından ayrıldım. Yaklaşık altı kilometre daha sürdükten sonra istediğim otele ulaştım. Bisikletimi yolun karşısına geçirdikten sonra bir süre soluklandım. Ve resepsiyona gidip otele girişimi yaptırdım. Başta bisikletimin odamda kalmasına itiraz eden otel görevlisi ben biraz daha konuşunda bisikletimi otel odasına koymama izin verdi. Tüm eşyalarım ve bisikletim yanıbaşımda olduğu için mutluydum.

Her zaman olduğu gibi beni ve bisikletimi gören tüm otel görevlileri başıma toplandı. Ve nereden gelip nereye gittiğimi söyleyen sorularla devam ettiler. Görevlilerden bir tanesi bana soğuk su isteyip istemediğimi sordu. Ben de su içmekten sıkıldığımı ve eğer varsa bira içmek istediğimi söyledim. Bunu duyan otel görevlileri çok şaşırdı nedense. Sonradan anladım ki buralarda alkol tüketilmiyordu. Yine Rishikesh ve Varanasi günlerine dönmüştüm anlaşılan. Otelde bira yoktu ve birayı özel olarak bilmediğim bir yerden alıp geleceklerdi. Bunun için benden bir görevli gelip bira parasının dışında yüz rupi daha istedi. Mecburen parayı verip biraları beklemeye başladım. Biraları sadece odamda içeceğimi öğrendiğimde ikinci şokumu yaşadım. Aldırış etmeden odama girdim ve soğuk biramla hasret giderdim. O kadar sıcağın ve hararetin üzerine soğuk bir bira iyi gelmişti.

Günün ilerleyen saatlerinde karnımın acıktığını hissettim. Odada yer alan otel menüsüne bakınca aynı şeylerin olduğunu gördüm ve restorana gitmek içimden gelmedi. Aklıma gelen fikirle birlikte birden yemeğimi odamda yapmaya karar verdim. Ne de olsa artık benzinim ve makarnam vardı. Hem böylelikle tur sırasında ilk kez yemek yapmış olacak ve yakıt tankını denemiş olacaktım. Kısa bir hazırlıktan sonra makarnamı yapıp afiyetle yedim. Yanında da ikinci biramı içtikten sonra günü kapatmak için yatağıma geçtim.

Söylediğim gibi, bu tur gerçekten benim için ilklerin turu oldu.

otel odasında makarna denemeleri
otel odasında makarna

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir