Toz Duman Hindistan/Garhmukteshwar-Moradabad

Otel odalarında sıkılıyorum ve bir an önce kendimi yola vermek için erken kalkıyorum. Dün geceden çantalarım hazır olduğu için çok uğşamdan otelden ayrıldım. Yine klasik otel önü fotoğraflı çektikten sonra ters yolda ilerledim. Telefonum hava scaklığını yirmi dört derece gösterse de tatlı bir esinti vardı. Saat o kadar erkendi ki yol kenarında ki esnafın bir çoğu uyuyordu. Onları öyle izlemek öyle güzeldi ki. Yanlarından sessizce çekip gitmek, sessizce ilerlemek.

otel önü

Dünün aksine bugün yol çalışması yoktu. Çok güzel bir asfalt vardı. Yolun her iki yanında yemyeşil ağaçlar, sanki ben yanlarından geçerken bana selam veriyordu. Ama gökyüzünde tuhaf bir bulanıklık vardı. Güneşi göremiyordum. Hava durumunda yağmurda göstermiyordu üstelik. Zaten yağmur bultları da değildi bunlar. Garipti. Bir iki kilometre sonra ileride bir toz bulutu gördüm. Yolun sağ tarafından yükseliyor ve gökyüzüne karışıyordu. Biraz durup izledim ancak ne olduğunu anlayamadım. Bunu da Hindistanın karmaşasına verip yoluma devam ettim. Bir kaç fotoğraf denemesi de yapmayı ihmal etmedim.

toz duman hindistan…

Asfalt yolda ilerlerken bu kez yolun sağ tarafında bir restoran olduğunu fark ettim. Kapının önünde bekeleyen bekçide açık olduğunu ve kahvaltılık olduğunu öğrendikten sonra turumda ilk defa kahvaltı yapmak için mola verdim. Diğer günlere göre erken bir molaydı bu. İçeri geçip oturdum ve önümde ki menü’den bakıp garsondan bu güne kadar unuttuğum Hindistan gözlemesi ve bir bardak siyah çay istedim. Gözleme patatesliydi ve çokta güzeldi. Çay o kadar güzel olmasa da birer tane daha sipariş edip afiyetle yedim. Bu mola iyi gelmişti. Her günün farklılık göstermesi de iyiydi. Hindistan’dan çıkmadan denk geldiğim her yerde bu gözlemeden yerim artık. Özellikleri sabahları iyi geliyor.

kahvaltı molası…

Karnımı da doruduktan sonra güzel asfalta bıraktım kendimi. Hindistan’da böyle bir yola rastlamak çok güzeldi. Ama saatler geçtikçe yine trafik ve korna sesleri artmaya başladı. Artan trafikte yol alan araçlardan bakan insanlar beni gördüklerine çok şaşırıyorlar. Bir bakan dönüp bir daha bakıyordu. Hatta bir kaç kere bu bakmalar sırasında şeritten ayrılan sürücü bile oldu. Artık insanların bakışlarına alıştım. Korkmak yerine artık eğleniyorum. Bir kaç kere soğuk su almak için yol kenarında satış yapılan büfelere uğradım ama hiç birinde soğuk su yoktu. Ben de şansımı başka yerde denemek için devam ettim. Çok geçmeden turistik bir bölge olduğunu anladığım bir bölgeye geldim. Burada kafeler, marketler, oteller vardı. Ve tabi lüks arabalar. Mola vermemin üstünden çok geçmemesine rağmen bir kahve içmek için kafeye girdim. Açılalı daha on beş dakika olmuştu. Neyse ki bana verecek bir bardak kahveleri vardı.

Bu sabah bir başka gariplikte rüzgarın olması ve inadına karşıdan esmesiydi. Çok hızlı bir rüzgar değildi bu fakat yine de zorluyordu. Aslında otelde kaldığım iki günde düzgün beslensem ve bira içmeseydim beni bu kadar etkilemezdi rüzgar. Yolumda sorunsuzca ilerlerken aklımda öğle yemeğini kendim yapmak vardı. Tur sırasında ilk kez yemek yapacak olmanın heyecanı bile yetiyordu. Yol bilgisayarım kırk kilometreyi gösterirken saatte on ikiye yaklaşıyordu. Yolun sağında gördüğüm ilk kocaman ağacın altına doğru sürdüm bisikletimi. Bir tarlanın içiydi durduğum yer. Tarla sürülmüş ve belli ki sahibi de vardı bu yerin. Ancak çok yorulduğumdan ağacın gölgesine sığınıp bisikletimi de park edip toprağın üzerine, havanın serinine bıraktım gövdemi. Gözlerimi kapatıp kuş ve rüzgar sesleriyle birazcık kestirdim. Sonra üstüne bir süre de meditasyon yaptım. Derken acıktığımı fark edip yemek yapmaya karar verdim. İşte beklenen an gelmişti. Hızlıca yemek ekipmanlarımı hazırlayıp işe koyuldum. Yarım saat içinde yemeğim hazırdı. İlk kez dışarıda yemek yaptığım için ve karnımı doyurduğum için mutlu oldum. Yemekten sonra bir çay iyi giderdi fakat öyle bir şansım yoktu maalesef. ben de bunun yerine tripdumu çıkarıp bir kaç fotoğraf çekmeye karar verdim. Hem yemek yermiş gibi yapıp hem de bir kaç yoga pozu çekmek hiçte fena olmadı. Beni gerçekten eğlendiriyordu bu fotoğraflar.

yemek ve meditasyon…

Hava sıcaktı ve rüzgar hala kesilmemişti ama benim yol alıp devam etmem gerekiyordu. Bu yüzden ulu ağaca elveda deyip toprak yoldan birazcık ilerleyip yine asfaltın kollarına bıraktım kendimi. Derken yine yol çalışması başladığını gördüm. Neyse ki bu sefer ki kısaydı. Moradabad şehrine otuz beş kilometrem kalmıştı. Otuz beş kilometre bu yorgunlukla nası geçecek derken birden kendimi şehrin girişinde buldum. Son kez haritadan rezervasyon yaptığım otelin yol tarifine baktıktan sonra devam ettim. Şehir çok kalabalıktı. Bu yüzden ilerlemekte zorlansam da oteli navigasyon sayesinde zorlanmadan buldum. Sorun yaşamadan otele girişimi yaptım ve tüm eşyalarımı, bisikletimi odaya çıkardım. Bu kez resepsiyona bisikletimi çıkarabilir miyim diye sormadım. Laf edecek birisine benzemiyordu ve öyle de oldu. Bu kez yine bir değişiklik yapıp ceplerimi boşalttıktan sonra duşa attım kendimi. elbiselerimin yıkanmaya ihtiyacı vardı çünkü. Onları da yıkadıktan sonra soğuk suyla bir duş alıp kendime geldim. Daha sonra odama söylediğim yemeğimi yiyip Nepal rotasına bakmaya karar verdim. Ancak yine beni bir heyecan sardı ve elim ayağıma dolaşıp Nepal rotasına bakmaktan vazgeçtim. Bir kaç arkadaş ve aile görüşmesinden sonra en iyisini bugünün işini yarına bırakmayıp bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Şimdi sıra uykuda…

Powered by Wikiloc

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir