Mutlu Olmak İçin Bir Bisiklet Yeter

Bisiklete binmeye başladığımda yaşım yirmi yediydi. O zamanlar Türpraş’ta çalışmaya yeni başlamış ve on yıllık kişisel döngümü tamamlayarak aktif siyaseti bir süreliğine bırakmıştım. Başta bisiklet dünyasına alışmak zor geldi. Kask, tayt, eldiven, gözlük bunlar bana ve aileme epey yabancı eşyalardı. Bizim bildiğimiz bisiklete günlük kıyafetle, tayt ve kask olmadan binilirdi. Ama bu başka bir deneyimdi.

İlk bisikletli buluşmamı hiç unutmam. Bisikletten önce sosyal fobik bir insan olduğum için bisiklet kullanıcılarının arasına karışmak hayli zor oldu. Bisiklet forumundan tanıştığım bir kaç kullanıcıyla msn aracılığıyla görüşmeye başladım. Bana haftalık turlarının olduğunu ve mutlaka katılmamı söylüyorlardı. İçimde inanılmaz bir istek ve merak olmasına rağmen bir türlü cesaret gösterip adım atamıyordum. Bu bekleyiş yanılmıyorsam iki hafta kadar sürdü. İki hafta sonunda zincirlerimi kırıp bisiklet kullanıcılarının arasına karıştım.

İlk katıldığım tur bir akşam turuydu. Karşıyaka iskelesinin önünde buluşup Kaklıç isimli köye doğru sürdük. Katılımcıların arasında ki yakınlığı görünce yıllardır birlikte bisiklet sürdüklerini sandım. Ancak öyle olmadığını yanımda süren arkadaşıma sorunca anladım. O deneyimli birisiydi ve bu turlara çok uzun zamandır katılıyordu. Bana eliyle bisiklete yeni başlayanları ve akşam turuna ilk kez katılanları işaret etti. Sayımız hiç de az değildi. Bisiklet gerçekten insanları kaynaştıran, yüzleri güldüren bir ulaşım aracıydı. Yol boyunca süren sohbetimiz kaklıç köyünde oturduğumuz kahvehane de ve geri dönüşte de devam etti. İnsanlar arasında ki yakınlık sayesinde bu ilk gece turunu hiç unutmam.

Tekrar Karşıyaka’ya ulaştığımızda ben arkadaşlarıma veda edip tek başıma evin yolunu tuttum. Eve gelişim gece sabaha karşı ikiyi buldu. Bisikletimi odama koyup duş alıp yattım. Sabah işe gitmek için kalktığımda vücudumda inanılmaz bir rahatlama ve dinçlik vardı. Halbuki önce ki günlere göre daha çok yorulmuş ve daha geç saatte yatıp erkenden kalkmıştım. Bisiklet bana huzur verip, beni iyileştiriyordu. Bunu daha ilk turda anlamıştım. İlk akşam turundan sonra tanıştığım yeni insanlar sayesinde bunu hafta sonu turları izledi. Artık bisikletle daha uzağa gidebiliyordum. Her tur yeni arkadaş, yeni insan demekti benim için. Ve ilginç olan tarafı her tur sonunda bir sonra ki haftanın programı yapılıyordu. Yani hiç kimsenin bisikletten başka bir şey yapası yoktu.

Bu süreç benim için biraz abartılı oldu. Öyle ki bir pazar sabahı ablamın kapının önüne geçip ‘yeter artık, evde oturda sabah kahvaltısı yapalım. Ne zamandır birlikte sabah kahvaltısı yapmadık’ dediğini hiç unutmam. Dile kolay, başladığım günden beri üzerinden üç ay geçmiş ve ben her hafta sonu bisiklet turlarına katılır olmuştum. Bunun için çok defa iş yerimle mesaiye kalmamak için kavga ettim. Para umurumda değildi. İstediğim şeyi yani mutluluğu bisiklet ve arkadaşlarım bana veriyordu.Mutlu olmak için ayrıca iş yerinin verdiği paraya ihtiyacım yoktu. Eğer hayattan istediğimiz mutlu olmaksa neden mutsuz olduğumuz bir iş yerinde çalışıyorduk ki?

Bu durumdan en çok annem şikayetçi oluyordu. Başta bisikleti odama koymamdan çok rahatsızdı. Anneme göre bisiklet odada durmaz. Ya bodrumda durur ya da kapının önüne bağlanırdı. Bunun dışında benim çok yorulmama, akşam iş çıkışı daha yemek bile yemeden bisiklet turuna gidişimi şaşkınlıkla izlerdi. Gerek hafta içi iş sonrası çıktığım turlarda gerekse hafta sonu yaptığım turlarda annem hep aynı soruyu sorar ve bana acıyan gözlerle bakardı.

-Yine mi bisikletle gideceksin?
-Evet anne. Yine bisikletle gideceğim.

İlerleyen yıllarda bisiklete biniş şeklim oldukça değişti. Dağ bisikletiyle uzun ve kamplı turlara gitmeye başladım. Bisikletimin arkasına yalnızca tamir çantamı bağlarken geçen bu sürede artık bir heybem, çadırım, uyku tulumum, matım vardı. Anneme göre daha bir acınacak haldeydim. Seferihisara, Bodruma, Marmarise, Urla’ya, Akyaka’ya bisikletle gider olmuştum. İzmir’den otobüsle Marmarise gitmek dört beş saatken ben bisikletle dört beş günde gidiyordum. Bazen hiç bilmediğim yol kenarlarında kamp kuruyor, bazen de kampinglerde kamp kuruyordum. Bu durumdan hiç bir zaman şikayetçi olmadım. Aksine her turda daha mutlu oluyordum.

Bu duruma alışamayan ve bana her gidişimde aynı soruyu sormaktan vazgeçmeyen Annem’di. İzmir içinde en kısa mesafeye bile bisikletle gitsem Annem karşıma dikilir ve ‘ oğlum otobüsle gitsene , neden bisikletle gidiyorsun, canınada mı acımıyorsun’ diye sorardı. Ve vücudumun ilerleyen senelerde bu yorgunluğa dayanamayacağını ve sakatlanacağımı söylemeyi de unutmazdı.

Bende ki bisiklet sevgisi on yıldır hiç değişmedi. Aksine on yıl boyunca artarak devam etti. On yıl boyunca bir kaç bisiklet değiştirdim. Dağ bisikleti de kullandım, yol bisikleti de. Şimdi işimden istifa ettim ve uzun bir süre dönmemecesine bisikletim ve tüm eşyalarımla birlikte bir yolculuğa çıktım.

Hani klasikleşmiş bir söz vardır ya;

‘Mutlu olmaya gittim, ne zaman dönerim bilmiyorum!’

İşte öyle.

mutlu olmak için bir bisiklet yeter…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir