Elveda Hindistan/Tanakpur-Attariya

Sabah uyandığımda artık tamamen iyileşmiştim. Hem de erkenden uyanıp akşamdan kalan meyvelerimi ve dün marketten aldığım fıstık ezmesinden yiyerek güç depoladım. Haritanın bana söylediğine göre Hindistan vize ofisi saat 10:00’da açılıyordu. Yani acele etmeme hiç gerek yoktu. Ancak otel odasından sıkılmış birisi olarak çantalarımı yavaş yavaş toplayarak otelden ayrıldım. Otelden ayrılmadan önce benimle yakından ilgilenen personelle bir veda fotoğrafı çektirmeyi ihmal etmedim. Gerçekten iyi insanlardı ve kaldığım süre boyunca bana çok yardımcı olmuşlardı.

Dün yağan yağmurun ardından hava da güzel bir serinlik vardı. Korktuğum gibi her yer çamur olmamıştı. Çok acele etmeden yavaş yavaş çarşı içinde yol aldım. Dün geldiğim yoldan sınır kapısına gitmekti amacım. Bu kez google haritaları açarak yol yardımı almaya başladım. Beni otomobillerin kontrol edildiği askeri bölgenin yanında ki yoldan içeri soktu. Beni ormanlık alanın içinden çok güzel bir baraj kenarına ve güzel bir köy kenarına getirdi. Üstelik tam istediğim gibi trafik yoktu ve yol inişli çıkışlıydı. Hatta bir ara durup gopro ile küçük bir iki video bile çekebildim. Ancak yolun bu kadar boş oluşu bir şüphe uyandırdı tabi ki. Google haritalarda defalarca yaşadığım hayal kırıklığını yaşamama ramak kalmıştı anlaşılan. Derken bir yokuştan aşağıya indim. Yeşil bir kapı beni bekliyordu. Kapının hemen yanında da üniformalı bir polis. Kapalı olan Büyük demir kapının yanında küçük bir demir kapı daha vardı. Neyse ki bu kapı açıktı ve ben de açık olan bu kapıdan geçip ilerledim. Ancak yol kenarında duran polis daha fazla ilerlememe izin vermeyerek durmamı istedi. Konuşmasından anladığım kadarıyla ingilizce bilmiyordu. Geri dönmemi ve buradan geçmemin yasak olduğunu söylediğini anlamıştım. Üzülerek fakat itiraz etmeyerek geldiğim yolu dönmeye karar verdim. Google haritaların bana böyle bir yamuk yapacağını zaten baştan anlamıştım. Yine aynı yoldan geri dönüp geldiğim ana yola çıktım. Yine bir otobüs durağında mola vermeye karar verdim. Biraz su içip terimi soğuttuktan sonra tekrar yola koyuldum. Saat hala erkendi ve sınıra ulaşmak için acelem yoktu. Bu yüzden yavaş hareket ettim.

Haritadan sınır kapısının yerini tekrar kontrol ettikten sonra ana yoldan kalabalık bir sokağa sola doğru saptım. Yol üstünde duran bir adama bu yolun sınıra giden yol olduğunu da teyit ettikten sonra kalabalık içinden yavaşça devam ettim. Kısa bir süre sonra yolun sonunda beni bir çatal bekliyordu. Tekrar haritadan kontrol ettikten sonra sola doğru yol almaya karar verdim. bu yol beni yeşilliğin içine çıkardı ve kalabalıktan kurtardı. Yaklaşık bir kilometre sürdükten sonra yolda gördüğüm ilk kişiye doğru yolda olup olmadığımı sorup devam ettim. Evet doğru yoldaydım ve bu yol beni uzun zamandır merak ettiğim Nepale doğru götürüyordu.

Derken hep haritadan gördüğüm demir köprüye ulaştım. Köprünün bir ucu Hindistan diğer ucu da Nepaldi. Her ne kadar sınırları sevmesem de, karşı olsamda burada olmaktan çok büyük bir heyecan duydum. Köprüde kalabalığa karışıp doğruca Hindistan ofisine gittim. Burada kadın bir memur vardı. İçeride ondan başka kimse yoktu. Kibarca ‘hoş geldiniz’ deyip pasaportumu incelemeye koyuldu. Hindistan vizemin bitmesine daha bir buçuk ay olması onu da şaşırtmıştı.. Bana kibarca tek girişlik vizemin olduğunu ve çıkarsam tekrar Hindistana giremeyeceğimi söylese de ben durumdan haberdardım ve Nepala geçmekte kararlıydım. Benim kararlığımı gören kadın bir çırpıda Hindistan çıkış mührünü vizemin üstüne vurarak bir buçuk aylık maceraya son vermişti. Bir tarafta hüzün vardı diğer tarafta ise yeni bir ülkede tura başlayacak olmamın heyecanı vardı. Artık Hindistan maceramın sonuna gelmiştim.

Şu anda evden ayrılışımı, arkadaşlarımla ve ailemle havaalanında olduğum günü düşünüyorum da her şey bir şaka gibiydi. Ben tek başama onca eşya ve bisikletle birlikte Hindistanı aşıp Nepale ulaşacak ve burada turuma devam edecektim. İnanması zor bir hayaldi ancak şu anda tam bu hayalin içinde duruyorum. Hindistan turumu her türlü aksaklığa rağmen bitirdim ve yeni bir ülke olan Nepale başladım. İleride bunu gülerek ve samimiyetle, heyecanla anlatacağım.

Nepal kapısına geldiğimde Hindistan binasından çok daha küçük, çok daha yerel bir bina beni karşıladı. İçeride üniformalı bir asker ve üniformasız bir kişi daha vardı. Onları selamladıktan sonra Nepal vizesi istediğimi söyledim. Bana hemen evrakları hazırladılar ve kolayca doldurup Nepal vizesini hemen oracıkta pasaportuma yapıştırdılar. Çok güzel bir duyguydu. Sınırların bir an önce kalkmasını dileyerek vize işlemlerinin bu kadar kısa olduğu için Nepal hükümetine teşekkür ettim.

Evet artık Nepal’deydim. Hem de resmi olarak üç ay vizem var. Vize işlemini hallettikten sonra bir kaç fotoğraf çekerek Nepal turuma başladım. Yol sağlı sollu satıcılarla doluydu. Simsiyah uzanan asfaltın her iki yanı aynı zamanda yemyeşildi. Nepale ulaşınca sanki hava bile değişmişti. Etraf daha bir güzelleşmişti. Haritadan baktığıma göre ulaşmayı planladığım şehre hiç bir yere sapmadan dümdüz gidecektim. Yaklaşık on beş kilometre sürdükten sonra artık acıktığımı, yorulduğumu hissettim ve mola vermeye karar verdim. Yol üstünde bir kafe ararken hemen sol tarafım da ki kafeyi gördüm ve gidonumu oraya doğru kırdım. Kafe açıktı. İstediğim yemek vardı ve üstelik wifi’de vardı. Daha ne isterdim ki. Daha en baştan şansım yolunda gitmişti. Yemeğimi söyledikten sonra internete bağlanıp ablama durumu anlattım. Hindistan’da kullandığım internet hattım iptal olmuştu. Yeni bir hat alana kadar wifi dışında internete bağlanamayacaktım. Tabi o arada facebook hesabımı da kontrole etmeyi unutmadım. Daha önce Nepal bisiklet kulübüne yazdığım yazı sonuç vermişti. Adını ilk kez duyduğum bir arkadaşım beni evinde ağırlamak istiyordu. Üstelik evi rotam üzerinde ve sadece elli kilometre uzaklıktaydı. Bu habere elbette çok sevinmiştim. Yalnız otel odası yerine bir bisiklet kullanıcısının evi her zaman iyidir. Onunla telefonda konuştum ve saat 18:00 gibi beni Attariye şehrinde bekleyeceğini söyledikten sonra hesabımı ödeyip kafeden ayrıldım.

Artık Nepal’de pedallıyordum. Yol boyunca kaç çocuğa, kaç yetişkine selam verdiğimi hatırlamıyorum. Gerçekten Nepallilerin sıcak kanlı insanlar oldukları anlaşılıyordu. Ve burada daha çok kadın vardı. Bir çoğu bisiklet üstündeydi. Ve bir çoğu da gülerek selam vermeyi ihmal etmiyordu. Bu manzarayı Hindistan’da asla görmemiştim. Yolun bir yerinde, askeri arama noktasının hemen üstünde yol kenarında bekeleyen bir bisikletçi selam verdi ve beni yanına çağırdı. Beni facebook paylaşımlarımdan tanıdığını ve beni beklediğini söyleyine çok mutlu oldum. Biraz sohbet ettik ve benim bisikletimi incelemeye başladı. O inclerken ben de ona dilim döndüğünce bisikletimin özelliklerinden bahsettim. Her duyduğu özellikte o kadar çok şaşırıyordu ki. Kendi kullandığı bisiklet bir dağ bisikletiydi. Arka tekerin üstünde bagaj demirine kaynatılmış iki adet suluk kafesi vardı ve ön tarafta da demirden yapılmış bir isim tabelası vardı. Yani anlayacağınız bisikletine ağırlık üstüne ağırlık eklemişti. Elinden gelen buymuş demek ki. Sonra günün anısına onunla bir fotoğraf çektirmek istedim. Askeri bölge olduğu için yanımızda ki asker buna izin vermedi ve biraz ilerde fotoğraf çekilebileceğimizi söyleyerek bizi oraya yönlendirdi. Bu sırada beni karşılayan arkadaşımın benim bisikletin kullanmasına izin verdim. O benim bisikletimde ben de onun bisikletinde bir süre ilerledik ve bir ağacın altında durup fotoğraflarımızı çekildik. Vedalaşırken benden bir hatıra istemeyi unutmadı. Ben de ne verebilirim diye düşünürken gidonun üst tarafında duran ve Hindistan’da çok işime yarayan aynamı çıkarıp verdim. Bisiklet kullanıcısı arkadaşımın keyfine diyecek yoktu. Birbirimizn facebook adreslerini alarak ayrı yönlerde sürmeye devam ettik.Çok şanslı olduğumu düşünerek kalan elli kilometrenin nasıl bittiğini anlamadım bile. Arkadaşımın söylediği gibi saat tam 18:00 da Attariye şehrinde oldum.

Onu nasıl bulacağımı düşünürken karşı şeritten birisi bana seslendi. Yüzümü döndüğümde beni bekleyen arkadaşım olduğunu gördüm ve çok sevindim. Tanışma faslından sonra soğuk su molası verip yolumuza devam ettik. Evine ulaşmamıza on kilometre vardı. Yavaş yavaş ilerledik ve sonunda evine ulaştık. Evine giden yolun bir kısmı taşlıktı ve yorgun bedenime hiç iyi gelmemişti. Ancak gün boyunca yaşadığım şanslı anlara şükrederek hiç sesimi çıkarmadan ilerlemeye devam ettim. Arkadaşımın evi köy evlerine göre oldukça büyük bir evdi. Bana bir oda verdi. Banyonun yerini gösterdi. Akşam yemeğinden sonra bir süre sohbet edip odalarımıza çekildik. Benim yine aynı huyum tutmuş ve uyuyamamıştım.

Powered by Wikiloc

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir