Köprülü Şehir/Attariya-Chisapani

Bu sabahta niyetim erken kalkmaktı ancak evinde kaldığım arkadaşım yolumun çok zor olmadığını ve acele etmemem gerektiğini söyledi. Bir duş alıp, birlikte sabah kahvaltısı yapmamızı önerdi. Ben de onun tavsiyesine uyup sabah on’da yola çıktım. Yola çıkmadan önce arkadaşımın dükkanının önünde ve köye giden bozuk yolda fotoğraf çekildim. Ne de olsa hatıralar önemlidir.

Aslında bir sonra ki durağım Chisapani yerine Lamki şehri olcaktı. Orada da warmshowers’tan bir bisiklet kullanıcısında kalacaktım. Ancak son anda işinin çıkması ve şehir değiştirmesi nedeniyle bu planım suya düştü ve ben de tavsiye üzerine yolumu Chisapani’ye kadar uzatmaya karar verdim. Daha önce de söylediğim gibi Nepal Hindistana göre daha az kalabalık ve yolları da daha güzel bir ülke. Bu yüzden yolda manzarayı seyrede seyrede ve trafik derdiyle uğraşmadan yol aldım. Üstelik özellikle çocuklar ve kadınlar her zaman güler yüzlü, her zaman cana yakın. Yolculuğumu sona erdirene kadar pek çok çocukla selamlaşıyorum. Çocukların yeni yeni ingilizce öğrendiği hep aynı kelimeleri kullandıklarından, acemice soru sormalarından ve bazen de bana sordukları ‘nasılsın’ sorusunu ‘iyiyim’ diyerek yanıtlamarından anlıyorum. Onların bu sevimli halleri çok hoşuma gidiyor. Genç kızları ise genelde bir kaç kişi yolda yürürken ya da bisiklet kullanırken görüyorum. Onlar selam verdikten sonra bir kıkırdama geliyor ardından. Onların bu hallerine tanık olmak çok güzel.

Yine öğle sıcağı başladığında ben kırk kilometre yolu bitirmiştim. Artık mola ve yemek zamanı gelmişti. Yol üzerinde gördüğüm bir lokanta da ilk molamı veriyorum. Ancak lokanta dediysem öyle içince masaları olan, kliması olan, lüks bir mekan aklınıza getirmeyin. Burası gayet derme çatma, virane bir mekan. Lokanta olduğunu da kapısında asılı olan yemek resimleriyle süslü tabelasından anlıyorum. Tabela da yine noddle resmi görünce dayanamıyorum. Üstelik benden başka müşterisi de yok. Zaten beni kapıda gören lokanta sahibi uzaylı görmüş gibi yüzüme bakıp şaşkınlığını gizleyemiyor. İçeride kendime bir yer bulup oturuyorum ve bir menü istiyorum. Ancak menüleri olmadığını söylüyor. Ben de kısa yoldan noddle ve yanında bir de kola söylüyorum. Mekana bakınca beklediğim yemekten şüphe etmemem elde değil. Acaba bu sefer nasıl bir yemek gelecek? Ancak yine yanılıyorum. Tadına doyamadığım bir yemek geliyor. Ben yemek yerken yanıma amerikan tarzı giyinmiş ve saçlarını da amerikan tarzı taramış bir delikanlı geliyor. Gayet iyi niyetli ve güler yüzlü haliyle benimle sohbete başlıyor. Nereden gelip nereye gittiğimi, nereli olduğumu gibi klasik sorularını sorduktan sonra cebinden çıkardığı sigara paketini göstererek içmem için bana da teklif ediyor. Ancak sigara içmediğimi söyleyip teklifini kibarca reddediyorum. Bundan hoşlanmayan genç adam benim yanımdan uzaklaşıyor.

Yemeğimi yerken bir yandan da gözüm dışarıda. Hava biraz biraz yağmur havasına dönmeye başladı. Fazla oyalanmadan kalan yolumu bitirmek için mekandan ayrılıyorum. Aldığım enerjiyle birlikte çok uzun sürmeden Chisapani şehrine ulaşıyorum. Sabah arkadaşımın da dediği gibi yol kolay olduğundan fazla zorlanmıyorum. Bu yolculuğumda ilk defa bir otelde rezervasyon yapmadan ulaşıyorum kalacağım şehire. Burası anladığım kadarıyla içinden bir nehir geçmesi ve güzel bir köprüye sahip olması nedeniyle fazla büyük olmayan turistik bir şehir. Her yerde turist otobüsleri ve bir çok otel var. Otellerin çokluğunu görünce kalmak için yer bulmak konusunda zorlanmayacağımı anlayarak rahatlıyorum. Yol boyu ilerlerken bir yandan gözüm otellerde. Herhangi bir otel hakkında fikir sahibi olmadığım için şansıma güvenip yine ilk konuştuğum otelde kalmaya karar veriyorum. Yolun en sonunda ki gözüme en farklı otele doğru sürüp orada karar kılıyorum. Fiyatta da anlaştıktan sonra bana gösterilen odaya yerleşiyorum. Sanıyorum ki şu ana kadar kaldığım en kötü otel odası burası. Kapısından, yatağına ve banyosuna kadar otelin hali içler acısı. Ancak ucuz olması ve bisikletimi de odama koyma şansım olduğundan burada kalmaya razı oluyorum. Bu kez ilk defa duş almadan dışarı çıkıp sıcaktan bunalmış olduğum için pahalı olsa da kendime bir bira söylüyorum. Bahçede oturduğum masa etrafına iki dakika içinde bir kaç adam toplanıyor ve bana sorular sormaya başlıyorlar. Klasik sorularla devam eden sohbetimiz beni evlendirmeye kadar gidiyor. Nereye gidersem gideyim sanırım bu evlilik muhabbetinden kurtulamayacağım. Dünyanın her yerinde insanlar bu konuda aynı gibiler.

Bir kaç biradan sonra yemeğimi de yedikten sonra biraz çarşıda gezintiye çıkıyorum. Turistik yer dedim ama gördüğüm insan manzaraları beni bu düşünceden vazgeçiriyor. İnsanlar arasında fakirlik diz boyu. Ancak bütün kadınların, bütün çocukların yüzlerinden gülümseme eksik olmuyor. Böyle zamanlarda fotoğraf makinemi yanımda taşımadığım için kendime kızıyorum. kendime kızsam da hala insanların fotoğraflarını çekecek kadar cesaretli olmadığımı da eklemek istiyorum. Çarşıda biraz gezindikten sora uyumak için odama dönüyorum. Pis ve böcekli odam beni bekliyor. öyle ki ne olur ne olmaz diye ışığı kapatmıyorum. Ben yattıktan bir kaç saat sonra çok yoğun bir şekilde yağmur başlıyor. Çatıya gelen sesler sayesinde bunun bir dolu yağmuru olduğunu anlıyorum. Tabi ki uyku tutmuyor yine. Odayla birlikte havaya uçmasam bari diyorum içimden. Bir yandan da eğer bu fırtına sabaha kadar devam ederse yola çıkamamaktan ve bu otelde bir gün daha kalmaktan korkuyorum. Bu düşüncelerle birlikte uykuya dalıyorum.

Powered by Wikiloc

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir