Nepal’de National Park Deneyimi

Daha önce ki yazımda sizlere Bardia National parka nasıl geldiğimi anlatmıştım. Bu yazımda ise National Park’ta yaşadığım bir günlük deneyimi anlatmak istiyorum.

Nepal’de yapabileceğiniz aktivitelerden birisi de herhangi bir national Park’ta yaban hayatı gözlemlemektir. Bunu dilerseniz cip safariyle, dilerseniz yürüyerek, dilerseniz de fil üstünde yapabilirsiniz. Ancak fil üstünde yapılan safariyi etik bulmadığım için tavsiye etmiyorum. Yürüyerek yapılan safari ciple yapılan safariye göre daha tehlikeli olsa da ekosisteme herhangi bir zararı olmadığı için ve hayvanları doğal ortamlarında daha iyi gözleme şansı verdiği için ben yürüyerek yapmayı tercih ettim.

Bardia National Park, Nepalin batı sınırından girdiğinizde yaklaşık olarak 160 kilometre ileride Chisapani şehrinden hemen sonra gelen ilk doğal parktır. Eğer Katmandu’ya geldiyseniz ve buraya ulaşmak istiyorsanız, Katmandu’dan Nepalganj şehrine uçakla gelebilir ve Nepalganj havalanından otobüsle iki saat yolculuk sonrası yine doğal parka ulaşabilirsiniz. Eğer Katmandu’dan sadece otobüsle gelmek isterseniz 16 saatlik bir otobüs yolculuğunu göze almanız gerektiğini söylemde fayda var.

Burası, internette yazan kaynaklara göre 1988 yılında özellikle yok olan kaplan türlerinin ve diğer hayvan türlerinin korunması için doğal park statüsü verilmiş, el değmemiş doğal bir alandır. Doğal park içinde otuzdan fazla farklı memeli, 400’den fazla kuş türü, birçok yılan, kertenkele ve balık yaşamaktadır. Söylenene göre Bengal kaplanlarını görmek için en iyi yerlerden birisidir ve kaplanları görme olasılığınız %80 oranındadır. National park çevresinde bir çok bütçeye göre otel, apart otel ve bungolov evler bulunmaktadır. Alış veriş yapabileceğiniz dükkanlar, güzel vakit geçirebileceğiniz kafeler yine National Park yakınlarında bulunmaktadır. Ancak diğer Nepal kasabalarına göre daha pahalı olduğunu söylememde fayda var.

Safari başlıyor

National Park içinde bana rehberlik edecek rehberim Subash’la akşam konuştuğumuz gibi sabah 06:30’da otel önünde buluştuk. Ben onunla buluşmadan önce benim için özel olarak hazırlanmış içinde vegan yiyecekler bulunan kumanyamı aldım. Bu kumanyanın beni akşama kadar idare etmesi gerektiğini bilmiyordum. Bu yüzden öğle saatinde kumanyamı bitirdim ve kalan saatlerimi meyve yiyerek ve su içerek geçirdim. Eğer Nepal’de böyle bir deneyim yaşamak istiyorsanız günün ilerleyen saatlerinde aç kalmamak için çantanıza fazladan yiyecek koymayı unutmayın derim. Subash’la birlikte National Park önüne gittikten sonra bana burada beklememi ve bir arkadaşını alıp geleceğini söyledi. Bu bekleme tam yarım saat sürdü. Eğer bu bekleme sonunda kaplanları göremeyeceğimi bilseydim bunu kabul etmez ya da yarım saat önce buluşmayı teklif ederdim. Buluşma tamamlandıktan sonra önceden aldığımız giriş biletlerimizi kapıda ki görevliye teslim ettik. Burada kayıt işlemlerimiz yapıldı. Yaklaşık yüz metre yürüdükten sonra bu kez asker kontrol noktasına geldik ve bu kez askerler tarafından kaydımız alındıktan sonra National Parka giriş iznimiz verildi. Her iki kontrol noktası arasında gördüğüm maymun ailesi şimdiden heyecanlanmama neden oldu. Bu maymun ailesi ileride göreceğim birbirinden eşsiz hayvanların habercisi gibiydi. Daha ileride, orman içinde yanımızdan geçen içi turist dolu cipse heyecanımın katlanmasına ve biraz endişelenmeme neden oldu. İnsanlar güvenlikli bir cipin içinde ilerlerken biz elimizde sopalarla sadece Subashın daha önceden edindiği tecrübelere güvenerek ilerliyorduk. Ormanın derinliklerine daldıkça Subash daha sessiz olmamı ve her an karşımıza bir kaplan çıkabileceğini ve onu kaçırmak istemediğini söylüyordu. Bense hem kaplanı görmek istiyor hem de görünce ne yapmam gerektiğini bilmediğim için korkuyordum. Bazen, görmesem daha iyi olur diye içimden geçirmiyor da değildim hani.

national park girişi
maymun ailesi

İlk gözetleme noktası ve kaplanın ayak izi

Ormanın derinliklerinde ilerlerken ilk gözetleme noktamız olduğunu öğrendiğim açık bir alana geldik. Subashın söylediğine göre aşağıda nehrin kenarında yer alan düz ve gri renkte ki büyük yatay kaya parçası kaplanların sabah su içmek ve dinlenmek için üzerinde durduğu bir kaya parçasıydı. Eğer şansımız varsa kaplan birazdan buraya su içmeye gelecek ve biz de onu görebilecektik. Ancak kaplanın oraya inmek için hemen yanımızda ki yolu kullanabileceğini öğrenince heyecanım bir kez daha artmakla kalmadı, güvenliğimden iyice şüphe duymaya başladım. Bu arada bizim beklediğimiz alana başka gruplarında geldiğini görünce içim biraz daha rahatladı. Bu ölüm yolunda tek olmadığımı fark etmek sevindiriciydi. Diğer gruplarla burada bir süre bekledikten sonra kaplanın gelmeyeceğini anlayan Subash uzaktan gördüğümüz kayanın yanına inmeye karar verdi. Diğer gruplarla birlikte nehir kenarına doğru yol almaya başladık. Kayanın yanına indiğimizde hemen yan tarafında henüz taze olan kaplanın ayak izine rastladık. Subahsın söylediğine göre kaplanı kıl payı kaçırmıştık. Bu habere üzülsem mi sevinsem mi bilemedim tabi.

kaplanın ayak izi
kaplanın yattığı gri taş

Nehrin içinden geçip ikinci gözetleme noktasına ulaştık

Nehrin içinden geçip tam bu kez tam karşıda konuşlandık. Bu kez de şansımızı burada denemeye karar verdik. Subash burada daha uzun kalacağımızı ve kumanyalarımızı burada yiyeceğimizi söyledi. Ağaçların arasında kendime gölge bir yer bulup ayaklarımı nehre doğru uzatınca Subash’dan ilk fırçayı yedim. Meğer görünmez olmak ve sessiz olmak ilk şartımızmış da benim haberim yokmuş. Uzun ve sessiz bekleyişimizin ardından kumanyalarımızı da yedikten sonra bu gözetleme noktasından da ayrılıp başka bir yere doğru hareket ettik. Bu arada Subash durmadan benim şansız bir adam olduğumu ancak gün içinde mutlaka bir kaplan göreceğimizi söyleyip durdu. Ben erkenden yenilgiyi kabul edip ormanın güzelliklerinin keyfini yaşamaya devam ettim. Hatta bir ara oturduğumuz kayanın üstünde soğuk bira olup olmadığını bile sordum. Üçüncü gözetleme noktasına geldiğimizde artık kaplan aramaya ara vermiş ve bu kez bir fil görme umuduyla bir kayanın üstüne konuşlanmıştık. Manzara o kadar güzeldi ki onlar dürbünle etrafı kolaçan ederken ben arkalarına geçmiş fotoğraf çekiyordum. Herhangi bir hayvan göremeyeceğimize o kadar emindim yani. Üçüncü gözetleme noktasında çok beklemeyip bir süre sonra tekrar yola koyulduk. Bu kez başka bir gözetleme noktasına konuşlanmış olan başka bir gruba rastladık. Onların rehberinin taşıdığı fotoğraf makinesinde ki kaplan fotoğraflarını görünce ve aynı gün çektiğini öğrenince şok oldum tabi ki. Üstelik bizim geçtiğimiz noktalardan geçmişler ve kaplanları görmeyi başarmışlardı. Subash bu durumu geç kalmamıza bağlayıp suçu benim üzerime atmaya çalışsa da ben suçu sabah kapıda arkadaşını beklerken kaybettiğimiz yarım saate bağlamakta haklıydım. Bunu hatırlattığımda ise gülümseyip yoluna devam eden Subash haklılığımı kabul etmişe benziyordu.

filleri beklerken

Tekrar nehrin içinden geçip sabah başladığımız kıyı tarafına döndük. Uzun bir yürüyüş sonrasında artık son gözetleme noktamıza ulaştık. Burada bekleyen diğer gruplarla birleştik. Farklı rehberlerin yanında benim gibi bekleyen turistleri görmek ve onlarla yaşadıkları deneyimlerini dinlemek bir an olsun yorgunluğumu unutturdu. Artık kaplan ya da başka bir hayvan umurumda değildi. O kadar acıkmıştım ki yine bir kayanın üstüne oturup çantamda son kalan meyvelerimi yemeye başladım. Karşımda duran manzara benim için her şeye değerdi. Derken Subash tarafından tekrar uyarıldım. Bu kez sesiz olmam ya da görünmemem konusunda değil, yanına gelip aşağıda su içen gergedanları görmem konusundaydı uyarısı. Geçen saatler sonunda aşağıda kendi halinde, bizim varlığımızdan bir haber gergedanları izlemek harika bir duyguydu. Arada bir ceylanlarda su kenarına gelip su içiyordu. Nedense bir tek kaplan gelmiyordu.

Subash genç ve kolay pes etmeyen bir adamdı. Bu yüzden en son gergedanları gördüğümüz yerden ayrılıp başka bir bölgeye geçmeye karar verdik. Yine orman yolunda ilerlerken Subash’ın telefonu çaldı. Telefon eden kişi geride bıraktığımız grubun rehberiydi. Kaplanların su kenarına gelip su içmeye başladıklarını haberini Subasha vermişti. Hiç vakit kaybetmeden geldiğimiz yöne doğru hızla koşmaya başladık. Kaplan göreceğimiz umuduyla o kadar hızlı koştuk ki nefes nefese kalmam için çok zaman geçmesi gerekmedi. Ancak söylenen noktaya ulaştığımızda kaplanların çok kısa kalıp gittiklerini öğrenince o kadar yorulmamızın boşuna olduğunu anlayıp moralimiz bir kez daha bozuldu. Ben tükenmiş bir şekilde artık otele dönmek istediğimi söyledim. Ancak Subash beni son kez başka bir alana götüreceğini, burada kaplan olmasa da başka hayvanları yakından göreceğimizi söyleyince itiraz etmeden yine peşine koyuldum. Hem acıkmış, hem yorulmuş bir halde yürümeye devam ettim.

Gergedanla sıcak temas

En son ayrıldığımız noktadan iki kişilik bir grupla birleştik. Kalan yolumuzu onlarla tamamlamaya karar verdik. Ormanın içinden ayrılıp yanmış çalıların olduğu bir alana geldik. Bu arada nehri tekrar geçerken her an karşımıza bir hayvan çıkacak endişesiyle fark edilmemek adına oldukça sessiz davranmaya özen gösterdik. Üstünde yürüdüğümüz toprak zemin o kadar bozuktu ki adım atmakta bile zorlanıyordum. Bir süre sonra yanmış çalıların hemen yanında yer alan büyük bir ağacın arkasında homurtu sesleri duymaya başladık. Ben büyük bir umutla kaplan olup olmadığını sorduğumda ise bunun bir gergedan olduğu yanıtını aldım. Yine bir hayal kırıklığı yaşamıştım. Hayvanın homurdanma seslerini arkamızda bırakıp sağ tarafa doğru yol aldık. Başka bir ağacın yanından düzlüğe çıkar çıkmaz dev bir gergedanla göz göze geldik. Bir an için kalpten gideceğimi sandım. Yanımda ki iki tecrübeli rehbere güveniyordum ancak onlar da hayvanın birden bire bize doğru atak yapmasıyla birlikte sağa sola kaçışmalarını görünce umutlarım bir kez daha suya düştü. Herkes birden bire gözden kaybolurken ben de geldiğim yöne doğru atak yapıp olanca hızımla hayvandan kaçmaya başladım. Önümde sadece diğer gruptan olan Amerikalı bir turist vardı. Şansımdan mıdır nedendir bilmiyorum ama arkama bir an olsun dönüp baktığımda gergedanın benim peşimde olduğunu gördüm. Saniyeler içinde ne yapmam gerektiğine karar vermem gerekiyordu. Önümde ki amerikalı turistin ilerde ki cılız bir ağaca tırmandığını görünce can havliyle ben de onun peşinden gittim ve onun olduğu ağaca tırmanarak canımı gergedanın elinden zor kurtardım.

Hayvan aşağıda kızgın bir şekilde beklerken ben üzerine oturduğum dalın kırılmamasını ya da bir şekilde ağaçtan düşmemeyi diliyordum. O ağaçta beklediğim kısa süre içinde ya hayvan ağaçtan uzaklaşmaz ve bizi kurtarmaya kimse gelmezde ağaçta kalırsam ne yaparım diye düşündüm. Ve aslında ne kadar tehlikeli bir iş yaptığımızın farkına vardım. Eğer beni bugün koşturan hayvan bir gergedan değil de bir kaplan olsaydı hiç şansımın olmayacağını düşündüm. Ben bunları düşünürken diğer grubun rehberi elinde büyük bir sopayla karşıda belirdi. Garip sesler çıkararak hayvanın ilgisini çekmeyi ve kendisine doğru gelmesini sağlamayı başardı.Hayvanı kendisine doğru çektiğinde ben oldukça rahatladım ancak kalbimin hızla atmasını bir türlü durduramadım. O hayvanla baş başa uğraşırken bizim ağaçtan inip ters yöne doğru hızla koşmamızı isteyen bir hareket yaptı. Ben ağaçtan inmemizin büyük bir risk olduğunu düşünürken onu dinlemekten başka bir şansımın olmadığını anladım. Ağaçtan inip söylediği gibi ters yönde hayvan gözden kaybolana kadar koşmaya başladım. Bozuk zeminde ayağımda sandaletle koşmak her ne kadar zor olsa da can tatlı gelmiş ve çok kısa süre içinde gözden kaybolmayı başarmıştım. Hemen arkamda Amerikalı turist, Subash ve onun arkadaşı da vardı. Çok kısa bir süre sonra canımızı kurtaran rehberde geldiğinde ekip tamamlanmış oldu.

Ben kurtulduğumuza sevinirken arkamı dönüp yürümeye başladığımda gördüğüm manzara karşısında bir kez daha şok oldum. Hemen karşımda nehrin içinde başka bir gergedan daha duruyordu. Üstelik bizim yine o nehirden geçmemiz gerekiyordu. Korktuğumu gören Subash bu kez olaya el atıp onun bizi görmeyecek kadar meşgul olduğunu ve tehlikede olmadığımızı söylediğinde rahatladım. Ama bulunduğumuz ortam o kadar çok kaplan pisliği kokuyordu ki otele gidene kadar rahatlamamam gerektiğini anladım.

Artık safarimizi bitirmiş, otelin yolunu tutmuştuk. Otele dönerken rehberimle sık sık benim mi şansız olduğu mu yoksa onun mu beceriksiz olduğunu tartıştık durduk Ve sonunda o beceriksizliğini kabul edip bana otelde soğuk bir bira ısmarlayacağı sözünü aldıktan sonra günü yorgun ama keyifli bir şekilde sonlandırdık.

rehberim subash ve ben

Comments

  1. Pingback: Aytaç Aksoy: Bilinmezlik İçindeki Yolculukları Seviyorum / GUZELYERLER

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir