Bisikletten Düşmek De Aşka Dahil!

Mahallemiz

Hayatında en az bir kere bir şeyi Tutku’yla sevmiş ya da Tutku’yla bir şeye bağlanmış olanlarınız benim bu yazımda ne demek istediğimi gayet iyi anlayacaktır.

İlkokul ve ortaokul çağlarında çevremde yaramaz bir çocuk olarak anılırdım. Şimdi geriye dönüp baktığımda ‘yaramaz’ kelimesi yerine ‘bisiklet tutkunu, oyuna aşık ya da arkadaş canlısı olarak anılmayı isterdim. Ancak geçmişe dönüp bunu değiştiremeyeceğime göre şimdi bunu düşünmenin ya da üzülmenin bir anlamı yok.

Yukarıda bahsettiğim çağlarda mahallemizde çok sayıda akranım olan çocuk vardı. Henüz internetin, cep telefonunun olmadığı çağlardı bunlar. Sokakların çocuk sesiyle inlediği, seyyar satıcıların, tüpçülerin, hurdacıların mahallelerde dolaşıp her birinin kafamızın içinde dolaşıp kulaklarımızı çınlattığı günlerdi. İnsanlar arasında komşuluğun kopmaz bağlarla bağlandığı, kapıların her daim herkese açık olduğu günlerdi.

O yıllarda okulumuzdan arta kalan günlerde arkadaşlarla mahallede top oynar, ip atlar, bisiklete biner ve kovalamaca oynardık. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadan annemizden babamızdan azar yedikten sonra yorgun bedenimizi yatağa bırakırdık. 

O yıllarda bana yaramaz denmesinin nedeni etrafa ya da başkalarına zarar verdiğimden değildi. Ben her zaman kendime zarar verir bu yüzden de her zaman vücudumun bir yerlerinde mutlaka bir yaram olurdu. Yaralarımın  çoğunlukla bisiklet kazalarından sonra oluşurdu. O zamanlardan beri bisikletimle aramda inanılmaz bir bağ vardı. Geçirdiğim en korkunç kazalarıdan sonra bile iyileşir iyileşmez bisikletime atlayıp kaldığım yerden devam ederdim. Asla korku duymaz, yaptığım kazanın nedeninin bisiklet değil kendi hatam olduğunu bilirdim. Ve bisikletime aşkla binmeye devam ederdim.

fotoğraf temsilidir

İlk Bisikletim

O yaşlarda sahip olduğum bisikletin arka freni tutmuyordu. Frenim vardı ama yaptıracak param olmadığı için bisiklet tamircisine götürüp yaptıramıyordum. Fren yerine pek çok arkadaşımın yaptığı gibi sağ ayak tabanımı arka tekere sürterek durmayı deniyordum. Bu yöntem çoğu zaman işe yaramakla birlikte çoğu zamanda kazayla sonuçlanıyordu. 

Aslaft Yol Yerine Diken Tarlası

Yine o günlerden birinde bisikletimi alıp yokuşun başına gitmiştim. Kısa olan toprak yollu yokuşu inecek ve yolun hemen bitiminde yer alan asfalt yoldan sola dönüp arkadaşlarımın yanına doğru sürecektim. Bittiğinde bunu yaptığım için herkes beni tebrik edecek ve kendimi ispatlama yolunda dev bir adımı daha atmış olacaktım. Aşağıda beni bekleyen arkadaş grubumla işaretleştikten ve araba gelmediğinden emin olduktan sonra bisikletimi yavaşça yokuşun başından aşağıya doğru hareket ettirdim. Taşlı ve toprak yoldan inerken gözüm hep zemindeydi. Ve bisiklet gidonunu tutmakta zorlanan ellerimdeydi. Bisiklete hakim olmam oldukça zordu. Ancak iş işten geçmiş ne olursa olsun o yokuştan sağ sağlim inmem gerektiğini biliyordum. Yokuşun sonuna geldiğimde frenimin olmasını nasıl dilediğimi bilmenizi isterim. Bisikletim o kadar hızlıydı ki sağ ayağımı arka lastiğe götürüp fren yapmam mümkün değildi. Ayaklarım her iki yana açık şekilde asfalt yolu da geçip karşımda beni bekleyen diken dolu uçurumdan aşağıya yuvarlandım. Hayatım film şeridi gibi gözümün önünden geçti sözünü o an orada tecrübe etmiştim. Düştüğümde her yerimde buram buram acı hissettim. Düştüğüm yer maalesef ki bir diken tarlasıydı ve benim de vücudumun hemen hemen her yeri dikenlerle dolmuştu. Arkadaşlarıma rezil olmam bir yana çektiğim acılarda cabasıydı. 

Ben dikenler arasında acı içinde kıvranırken arkadaşlarım yukarıda bana bakıp beni oradan nasıl çıkartacaklarını tartışıyorlardı. Ama yanıma bir arkadaşımın daha inmesini ve o dikenlerle tanışmasını istemediğimden yine bir gözü karalık yapıp çığlık ata ata dikenler arasından kurtulmayı başardım. Başardım başarmasına ama her yerim dikenlerle dolu olduğundan çektiğim acının tarifi yoktu. Yukarıda beni bekleyen arkadaşlarımın yanına gidip hep birlikte vücuduma batan onlarca dikeni saatler içinde temizledik. O gün çok şükür kalıcı bir hasar meydana gelmemişti. Sadece batan dikenlerin yerleri kanıyordu ve biraz da kaşınıyordu. Eve gidip bir güzel kolonya banyosuyla geçmek bilmeyen acılarımın üstüne adeta benzin dökmüş ve acılarımın katlanmasına sebep olmuştum. O günü bu şekilde atlatmıştım. Ama ne bu size anlattığım kaza ne de burnumu kırdığım, dizimi parçaladığım ve yine aynı yollarda geçirdiğim kazalar bisiklete binmeme engel olmadı.

Büyüdükçe Küçüldüm!

Yıllar geçti ben büyüdüm. Mahallemi, arkadaşlarımı değiştirdim. O yaramaz diye anlattıkları Aytaç’ın yerine uslu bir çocuk ve hatalarından ders çıkardığını sanan bir çocuk geldi. Çıkardığını sanan diyorum çünkü şimdi size anlatacağım kazayı okuyunca aslında pek o kadar ders çıkarmamış olduğumu siz de görecek ve bana hak vereceksiniz.Hayatımda o kadar şey değişmesine rağmen bisiklete olan aşkım değişmedi. Bunu zaten hepiniz artık biliyorsunuz. Tekrar bunu anlatmak yerine şimdi size otuz yedi yaşımda, bayram’ın birinci günü yaptığım bisiklet kazasını anlatmak istiyorum.

İş yerinden dokuz günlük tatil için ayrılırken arkadaşlarımla yaptığım konuşmalarımda tüm tatil süresini bisiklet antrenmanlarına ayıracağımı söylemiştim. Sabah ve akşam olmak üzere günde iki antrenman yapacak ve sadece bir gün dinlenecektim. Gerçekten de sonra ki üç gün boyunca hedeflediğim gibi bisiklet antrenmanlarımı yaptım. Dördüncü gün yani Bayram’ın birinci günü sabah erkenden kalkıp seksen kilometre yol alıp evime döndüm. Biraz yorulmuş olmakla birlikte içimde hedefim için bir şeyler yapmış olmanın huzuru vardı ve bu huzuru hiç bir şey bozamazdı. Antrenman dönüşü evimde dinlenirken yakın bir arkadaşım akşam toplanacaklarını ve benim de gelmemi söylediğinde akşam sürüşümü iptal edip onlara katılma kararı verdim. Buluşmaya giderken bisikletimi alıp almama konusunda tereddüt etmiştim. Tereddüt etme sebebim yorgun olmam ve kısa mesafe  gideceğim için bisikletimi almama değip değmemesiydi. Kısa mesafe olsa bile ulaşımda bana rahatlık sağlayacağını bildiğim için bisikletimi de alıp arkadaşlarımla buluşmaya gittim. Uzun uzun sohbet edip çay kahve içtikten sonra ben akşam on buçuk gibi yanlarından ayrıldım. Bisikletimle metroya binecek ve eve öyle dönecektim. Ama ne olduysa bir anda kendimi metro istasyonuna çok yakın bir yerde, yerde buldum. Ters yöne gittiğimi fark edip ayağa kalktım ve ön freni dolar sıkmaz yüzüm önce bisikletin gidonuna ve sonra da kaldırma çarptı. Düştüğüm yerde ki kanı görmemle birlikte şok olmam bir olmuştu. Düştüğüm kaldırımda ne kadar oturduğumu bilmiyorum. O sırada bir kaç adam gelip iyi olup olmadığımı sordular. Ben de kazanın verdiği şokla iyi olduğumu ve birazdan metroya binip evime gideceğimi söyledim. Ama yüzümün halini gören bu adamlar benim iyi olmadığımı ve acilen bir doktora görünmem konusunda beni ikna ettiler. Bisikletimi sağlam bir yere çektiler ve ertesi gün gidip onlardan bisikletimi alabileceğimi söylediler. Ve arabalarıyla beni Ege Üniversitesi acil bölümüne ulaştırdılar. Acil bölümünde hemen tomografi çekildi ve hasar tespiti yapıldı. Yüzümde oluşan hasara ben bile inanamamıştım. Ufacık bir düşmenin etkisinin bu kadar olmasına inanamıyordum. Kazanın ardından burnum, üst damak kemiğim ve iki dişim kırılmıştı. Üst dudağımda yarık ve çenemde de ufak bir yara vardı. Gerçekten inanılır gibi değildi. Acil serviste ilk olarak üst dudağım dikildi. Sonra yanıma gelen ablama ve arkadaşlarıma neler yapmam gerektiği söylenip acil servisten eve geldim. Ertesi gün uyandığımda acıdan ve ağrıdan duramıyordum. Burnum ve damağım sızlıyor en önemlisi de kalbim acıyordu. Kendi kendime hala o kazayı nasıl yaptığımı sorup duruyordum. 

Arkadaşımın evinden kendi evime geldikten sonra hızla önce diş doktoruna ve sonrasında burnumu göstermek için bir kbb hastanesine gittim. Durumum sandığımdan iyi olduğunu öğrendim fakat yine de uzun bir iyileşme sürecinin beni beklediğini biliyordum. Bir kaç gün sonra burnumdan ve üst damak kemiğinden ameliyat oldum ve evde dinlenmeye başladım. Küçük bir kaza yirmi gün rapor almama neden oldu ve bu süre içinde bisiklete binememe neden oldu. Kazanın ertesi günü yakın arkadaşlarımdan birisi bisikleti almaya olay yerine gitti. Beni kurtaran adamların dediği yerden bisikletimi aldı ve bisikletimde herhangi bir hasar olmadığını söyledi. Tabi ki bu habere çok sevinmiştim.

Bu kaza küçüklüğümden beri bisiklet üstünde geçirdiğim en ciddi kazaydı. Üzülmekte ve şaşırmakta haklıydım doğrusu. Ama bu kaza da küçükken geçirdiğim kazalar gibi beni bisiklete olan sevgimi azaltmadı. Bisiklete tekrar binip binmeyeceğini soran yakın çevreme ve arkadaşlarıma hep aynı cevabı verdim. Nasıl ki her yokuşun bir inişi varsa her düşüşün de bir kalkışı vardır. Ve bu kaza sonrası çok daha deneyimli, çok daha ne yaptığını bilen bir şekilde bisiklete dönecek ve yine kaldığım yerden eskisinden daha iyi bir şekilde devam edeceğim.

bisikletim ve düştüğüm yer

Bisikletli Ölümleri Son Bulsun! 

Tabi ki kaza sonucu yaralanmam ne olursa olsun ucuz atlattığımı, şanslı olduğumu biliyorum. Ben bu yazıyı hazırlarken içinde bulunduğumuz hafta içinde dört bisikletli arkadaşım otomobil çarpması sonucu memleketin farklı yerlerinde hayatlarından oldular. Kimi bisikletini antrenman amacıyla kimisi de ulaşım aracı olarak kullanıyordu bisikletini. Amaçları ne olursa olsun herkes kadar yaşamayı hak ettiklerini ve otomobil sürücülerini bisiklet kullanıcılarına karşı daha duyarlı, daha saygılı olmalarını diliyorum. Ve bu zamana kadar hayatlarını cinayete kurban vermiş bisikletli arkadaşlarımı saygıyla anıyorum. Umarım bir an önce bisiklete dair eğitimler arttırılır, yollar herkes için güvenli bir yer halini alır.  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir